.Barış Talap Edilmez Demokratik Toplum Mücadelesinde Kurulur

Barış yalnızca tekniki olarak silahlı çatışmayı sona erdirme değildir. Demokratik toplumun siyasallaşmış iradesiyle devletin şiddet tekelini dönüştürme imkanıdır. Barış bu anlamıyla talep edilmez, mücadelede kurulur
Aydın Yılmaz.
Devlet zor ve şiddet tekelinin sahibidir. Sahip olduğu bu şiddet tekelini devletçi küresel sistemin devletler hukuku aracılığıyla meşrulaştırmış ve güvence altına almıştır. Bu nedenle devletin kendiliğinden demokrasi, özgürlük ve barış üreteceğini düşünmek eşyanın tabiyatına aykırıdır.
Devlet şiddet temelli egemenlik otoritesini sürekli olarak güvenlik tehditi algısına dayalı olarak toplumda korku inşa ederek sürdürür. Bu korku, genellikle dış tehdit ve iç tehdit algıları üzerinden inşa edilir. Böylece, şiddetin kaynağı olan devlet toplumda oluşturduğu güvenlik kaygıları ve korkuları üzerinden kendini şiddet karşıtı olarak meşrulaştırır. Bu durumda kendisini şiddetin karşısında toplumu koruyan ve koruyacak olan zorunlu ve vazgeçilmez yegane yapı olarak sunar. Sahip olduğu şiddet tekeli, topluma karşı dayatılan bir iktidar biçimi olmaktan çıkar ve toplumun önemli bir kesiminin gönüllü rızası ve onayı üzerinden hep yeniden üretilerek toplumu yönetme mekanizmasına dönüşür. Bütün kurumlarını ve politikalarını bu meşruiyet zemini üzerine inşa ederken, toplumda oluşturmuş olduğu güvenlik ve korku algısını, topluma karşı kendini üretmenin temel araçlarından biri olarak kullanır. Barışın önündeki en büyük sorunlardan biri de tam olarak burada yatar. Çünkü devlet güvenliği tehdit eden koşulların ortadan kaldırılmasından çok, sahip olduğu şiddet tekeline dayalı emeğenliğini sürdürmek için güvenlik tehditlerinin sürekli olarak var olmasına ve üretilmesine ihtiyaç duyar. Bütün politikalarını ve kurumlarını militarist zihniyet temelinde şekillendirmek içinde buna ihtiyaç duyar. Militarizm yalnızca orduya yada savaş hazırlığına indirgenen bir devlet politikası değildir. Aynı zamanada toplumu, güvenlik, tehdit, düşman ve korku kavramları etrafında örgütleyerek yönetmeyi amaçlayan bir zihniyettir.
Devlet, dışarıdaki düşmana karşı sınırları içerideki düşmana karşı düzeni sağlama gerekçesiyle militarizmi gündelik yaşamın içine kadar nüfuz ettirir. Militarizmle korkuyu sürekli canlı tutarak olağanüstülüğü olağanlaştırır ve silahlanmayı, güvenlikçi politikaları ve şiddeti doğal bir zorunluluk gibi sunar. Şimdi asıl mesele, yürütülmekte olan bu barış ve demokratik toplum sürecinde barış ısrarını güçlü tutarak bu aklın toplum nezdinde sorgulanmasını sağlamaya çalışmak ve buna karşı demokratik çoğulculuğu, özgürlüğü ve barışı esas alan bir anlayışın inşa edilebilineceğine inanmaktır.
İçerisinde bulunduğumuz bu dönemde yaşanılan göreceli demokrasi ve özgürlük durumu da, bu inançla yürütülen demokratik ve toplumsal mücadeleler sonucu başlamış olan mevcut süreçte gerçekleşmektedir.
Dolayısıyla, yürütülmekte olan demokratik müzakere süreci de dahil, kazanılmış olan bütün demokratik mücadele alanlarını devlet gönüllü vermemiştir. Tersine, inanarak yürütülmüş olan ve yıllara yayılan demokratik toplumsal mücadelenin ürünü olarak gerçekleşmiştir.
Bu nedenle barış meselesine, yalnızca silahlı çatışmaları sona erdirilecek olması üzerinden bakılamaz. Barış, devlet şiddetinin sona ermesiyle de hemen gerçekleşebilecek bir durum değildir. Asıl mesele, devletin sistemsel aklında kürtlerle düşmanlık üzerinden kurulmuş olan ilişkilerin yerine, eşit yurttaşlık temelli birlikte yaşam ilişkilerinin konmasıdır.



