Provokasyonları Özgürlük Hareketin’nin Demokratik Hakikatında Karşılamak

Çerçeve yasasının çıkmasında bu yana yaşanmakta olanlara baktığımızda, barış ve demokrasi sürecine karşı hızla geliştirilen operasyonları ve bu operasyonların planlandığı bildik malüm merkezi odaklarları ve onların değirmenine, sağdan doldan Kürt’ten Türk’ten ve bizden ötekiden su taşıyıcılığı yapanları görmemek mümkün değildir.
Ve bu provakatif operasyonların stratejik amacının, kürtleri yalnızlaştırmak ve sürecin demokratik toplum eksenli yürümesini ve bu eksende toplumsallaşmasını engellemek olduğunu da…
Aydın Yılmaz
Bu sözkonusu çerçeve yasa, yürümekte olan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde İmralı tarafının ilgili bütün çevrelere sürekli uyarıları ve göstermiş olduğu olağanüstü emek ve çabaları sonucunda meclisten çıkarılmıştır. böylece içerik olarak yetersizde olsa bu yasayla beraber sürecin önemli bir eşiği de aşılmıştır. Bu yasanın çıkmasıyla beraberde birden bire düğmeye basılmış gibi süreç karşıtı operasyonlar, çeşitli provokatif adım ve girişimler de peş peşe gelişmeye başlamıştır.
Bununla hareketlendirilen sokaklarla ve Kürt işçilere karşı Türk şehirlerinde gerçekleştirilen saldırılarla ve statlarda Kürtlere ve Önderliğine yönelik hakaret ve küfürlerle sürece karşı algı oluşturulmaya çalışılıyor.
Süreç karşıtı yazar ve çizerlerin, aydın ve akademisyenlerin kışkırtıcı provakatif yazılarına birden bire hız kazandırılıyor. Böylece siyasetçi yazar ve akademisyenlerin söylemlerinde, yazılarında ve açıklamalarında ayrıştırıcı nefret suçu içeren yaklaşımlar da hız kazanmış bulunuyor.
Bunların yanısıra tamamen operasyonel bir biçimde, geçmiş tarihli görüşme notlarına ekleme ve çıkarmalar yapılıp güncelmiş gibi servis edilerek kimi çevreler sürece karşı provake edilmeye çalışılıyor.
Bütün bunlara ek olarak kendini Alevilerin temsilcisi ve sözcüsü olarak ilan etmiş olan bazı kurumlar, siyasetçiler ve Aydın çevrelerde bu operasyon sürecine dahil edilmeye çalışılıyor.
Çerçeve yasa’nın çıkmasının hemen ardından yaşanan bütün bu gelişmelere bakıldığında, malüm merkezlerin sürece karşı stratejik planlarıyla ve istihbarat operasyonlarıyla harekete geçtikleri görülmektedir. Diğer taraftan birbirine zıt ve çok farklı toplumsal ve siyasal kimi çevrelerin de aynı amaçla bu değirmene su taşıdıklarıda görülmektedir.
Yine bunların yanısıra halk önderi Öcalan’ın da ifade ettiği ‘norm devlet’ ve ‘norm dışı devlet’ arasında da bir çatışma yaşandığı da görülüyor. Norm devlet, küresel hegemonik güçlerin bölgesel dizayn çabalarını görerek Kürt sorununun çözümünü yeniden gündemine alıyor ve mevcut cumhuriyeti muhafaza etmeye çalışırken, Norm dışı devlet ise oluşturduğu provokatif operasyonlar üzerinden yaratmaya çalıştığı algılar üzerinden barış ve demokratik toplum sürecini sabote etmeye çalışmaktadır. Çünkü norm devletin, güçlenmesi ve devamlılığı bu sürecin yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını gerektirirken, norm dışı devletin ise, varlığını koruması güçlenmesi ise, provakatif girişimler ve manipülasyonel operasyonlar üzerinden sabote edilmesini gerektiriyor. Bu vesayet odakları arasındaki kavga siyaset sahasında siyasi uzantılarının hareketleri üzerinden de görülmektedir.
Burada Alevilerin hem hedef alınmasında hemde provoke edilmeye çalışılmasınında devletin Alevilere yönelik yaklaşımındaki tarihsel birikmişliğin payı vardır. Osmanlı döneminde tehlike olarak algılanmış ve dışlanmışlardır. İttihatçılarla başlayan ve Cumhuriyet döneminde de devam ettirilen türkçülük çizgisinde tekçi politikanın bir parçası yapılmaya çalışılmışlardır. Bunda belli bir mesafe alınmış olunsada tam olarak bir başarı sağlanamamıştır.
12 Eylül rejmiyle beraber bu amaç Türk İslam sentezciliğinde geliştirilen devlet politikasıyla yeniden örgütlenmek istenmiştir. Buna karşın Kürt Özgürlük mücadelesinin açtığı alanda gelişen Alavi örgütlülüklerinde demokratik Alevi çizgisi de güçlenmüştir. Böylece plan tam anlamıyla uygulanamış ve Aleviler amaçlandığı kadar sistem içine dahil edilememiştir.
Şimdi barış ve demokratik toplum süreciyle başlayan bu yeni dönemde biat ettirilemeyen ve sistem içinde eritilmekte başarılı olunamayan Alevilerin bir kesimi tehlike olarak görülürken, diğer bir kesimi ise manüpüle edilerek barış ve demokratik toplum sürecinin karşısında konumlandırılmaya çalışılıyor.
Devlet aklı yürütülmekte olan barış ve demokratik toplum sürecinde amaçladığı sonucu elde edebilmek için Kürtleri yalnızlaştırmaya, barış ve demokratik toplum sürecinin toplumsallaşmasını engellemeye çalışıyor. Aynı amaçla kürtlerin iç birliğini bozarak Kürtler arası olası geniş ittifakları engellemek için Kürt güçlerini de ayrıştırmaya çalışıyor.
Bir taraftan, siyasal İslamcı ve sağcı Kürt aktörler üzerinden kürtlerin içerisinde Alevilerin ve sosyalistlerin tümünün süreç karşıtı olduğu algısı oluşturulmaya çalışılırken, diğer taraftan ise, Alevilerin, sosyalistlerin ve diğer farklı muhalif çevrelerin içerisinde Kürt hareketinin iktidara teslim olduğu, Alevilere ve sosyalistlere karşı başka güçlerle ittifaklar kuracağı algısı yaratılıyor.
Birbirine zıt ve farklı olan bu zeminlerde yürütülen bu manipülatif operasyonların esas amacı Demokratik toplumcu Kürt Hareketi’ni yalnızlaştırmak ve sürecin demokratik toplumsallaşmasını zayıflatmaktır. Süreç karşı tezgahlanan bu sinsi özel savaş politikalarındaki bu amacı görmek için Özgürlük Harejeti’niin demokratik karekterinden ve demokratik hakikat gücünden bakmak bile tek başına yeterlidir. Elbette bütün özel savaş politikaların bu hakikat karşısında bu güne hep boşa çıkarıldığı gibi,bugünde oynanan aynı oyunların ve sinsi politikaların aynı hakikat karşısında boşa çıkarılacağından halkımızın hiçbir şüphesi yoktur. Bu yönüyle bakıldığında amaçlanan aynı zamanda bu Kürt hakikatini saptırarak Kürtlerle dost halk kitlelerini ve muhalif demokratik çevreleri bu hakikatin demokratik birleştirici gücünden uzaklaştırmaktır. O halde,bütün kesimlerin dikkat kesilmesi gereken, Kürt Özgürlük Hareketi’nin özellikle bu demokratik toplumcu karakteri olmalıdır.
Şimdi yürütülmekte olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, müzakere ve mücadelenin iç içe gelişerek yürütüldüğü ve yürütüleceği bir süreçtir. Bu sürecin başarısı, yalnızca kürtlerin değil tüm halkların ve toplumsal kesimlerin çıkarınadır. Dolayısıyla Kürtler ve diğer halklar, kadınlar ve gençler, emekçiler ve sosyalistler, Aleviler ve bütün demokratik muhalif kesimlerin özne oldukları oranda güçlenecek olan süreçle beraber barışın toplumsallaşmasında demokrasi, demokrasinin toplumsalaşmasında barış gerçekleşecektir.



