TarihToplum

Avcı Erkek Kulübünden Kastik Katil Sistemine

AYDIN YILMAZ

İnsanlığın ilk büyük devrimi komünalite toplumsallığına dayalı Neolitik Devrimdir. 

Avcılığın gelişmesiyle birlikte komğnalitenin toplumsallığına karşıtlaşan ve avcılıkta kullandığı ve geliştirdiği  öldürücü aletlere sahip olan  erkek gruplaşması ortaya çıkar.

 Avcı erkek, topluluğun gündelik üretiminden yaşam düzeninden uzaklaşarak komünaliteye karşıt örgütlenmeye başlar. Av sırasında kullanılan taş baltalar, mızraklar, oklar ve diğer kesici aletler yalnızca avcılıkta kullanılan araçlar olmaktan çıkar ve çeteleşen avcı erkek grubuna kadınların ve topluluğun diğer üyelerinin sahip olmadığı öldürücü bir güç kazandırır.

Güçlü ve kurnaz erkek ,ana kadın komünalitesinin yaşlı erkekleri ve şamanla ittifak kurarak ilk erkek egemen çekirdeği oluşturur. Başlangıçta Komünalite topluluğu adına av amacıyla bir araya gelen erkek grubu, zamanla kendi kuralları, sırları, ritüelleri ve çıkarları bulunan bir erkek kulübüne dönüşür. 

Böylece avcı erkek topluluğu, komünalitenin avcılık ve savunma gücü olmaktan çıkarak ona karşı örgütlenen epemenlikçi bir iktidar odağı hâline gelir.

Av hayvanına uygulanan kuşatma, iz sürme, pusuya düşürme ve öldürme yöntemleri giderek kadına komunalitenin insan topluluklarına yöneltilir. Önce kadınların geliştirdiği bilgiye, üretime ve birikime el konulur. Ardından kadın toplumsal yaşamın merkezinden uzaklaştırılır ve yönetilen, sahiplenilen ve köleleştirilen bir konuma itilir. Bununla birlikte toplumun komünal dokusu çözülmeye ve parçalanmaya  başlar. Bu başlangıç komünalite toplumsallığından hiyerarşiye, ortak mülkiyetten el koyulmuş ve gasp özel mülkiyete, gönüllü birliktelikten zor ve itaate geçiştir. Bu anlamı ile avcı erkek kulübü daha sonra gelişecek ordunun, devletin, sınıfın, sömürğnün ve mülkiyet düzeninin ilk tarihsel nüvesi olmuştur.

Kürt Halk Önderi Öcalan’ın yakın dönem çözümlemelerinde kullandığı “kastik katil” kavramıda, bu tarihsel saldırının sistemleşmiş hâlini anlatır. Kastik madde temas ettiği yüzeyi yakar, aşındırır ve yapısını bozar. Kastik katil de yalnızca bedeni öldüren tekil bir fail değildir. Toplumu içeriden aşındıran, hafızasını silen, komünal bağlarını çözen ve yaşam kaynaklarına el koyan örgütlü iktidar sistemidir. Bu kavram, tek tek erkeklerden çok, erkek egemen devlet ve uygarlık sisteminin tarihsel-yapısal karakterine işaret eder. 

Avcı erkeğin elindeki mızrakla başlayan tahakküm, tarih içinde kılıca, orduya, devlete, sermayeye, yasaya ve ideolojik aygıtlara dönüşür. Dolayısıyla kastik katil, ilk erkek kulübünün günümüze kadar genişlemiş ve kurumsallaşmış biçimidir. Bugün kadın cinayetlerinden savaşlara, ekolojik yıkımdan kültürel soykırıma kadar uzanan saldırılar, aynı iktidarcı zihniyetin farklı görünümleri olarak değerlendirilir. Bu sistem yalnızca öldürmez; toplumsal ilişkileri bozar, insanı yalnızlaştırır, halkları hafızasızlaştırır ve özgür yaşam ihtimalini aşındırır. 

Bu nedenle demokratik komünalite mücadelesi, yalnızca geçmişte var olduğu düşünülen ana erkil bir düzeni geri getirme arayışı değildir. Kadın özgürlüğü temelinde paylaşımcı ekonomiyi, toplumsal dayanışmayı, doğayla uyumlu yaşamı ve demokratik öz yönetimi yeniden kurma mücadelesidir. Kastik katil sistemine karşı gerçek alternatif toplumun kendi komünal gücünün yeniden örgütlenmesidir. 

İnsanlığın ilk büyük toplumsal gelişimi, kadın etrafında oluşan komünal yaşamdır. Toplayıcılık, bitkilerin tanınması, besinlerin hazırlanması, çocukların korunması, barınma ve gündelik yaşamın örgütlenmesi  ana kadın etrafında ve kadın öncülüğünde gelişmiştir. Kadının çevresinde biçimlenen bu toplumsallıkta temel amaç kâr, birikim ve hükmetmek değil; yaşamı sürdürmek ve topluluğun bütünlüğünü korumaktır.

Bu nedenle kadın merkezli komünalite yalnızca kılandaki bir aile düzeni olarak görülemez. O, insanlığın ilk ahlaki toplumsal – ekonomik örgütlenme biçimidir. Ekonomi  para, pazar ve sermaye anlamına gelmemektedir. Ekonomi, kelimenin gerçek anlamıyla topluluğun yaşamını çekip çevirme, ihtiyaçlarını karşılama ve elde edilen ürünleri ortaklaştırma faaliyetidir.

Avcılığın gelişmesiyle birlikte bu komünal yapının içerisinde farklı bir erkek gruplaşması ortaya çıkmaya başlar. Avcı erkek, topluluğun gündelik üretiminden ve kadın merkezli yaşam düzeninden uzaklaşarak başka avcı erkeklerle birlikte hareket eder. Av sırasında kullanılan taş baltalar, mızraklar, oklar, yaylar ve kesici aletler yalnızca hayvan avlamaya yarayan araçlar olarak kalmaz. Bu araçların yapımı ve kullanımı konusunda uzmanlaşan erkek grubu, topluluğun diğer üyelerinin sahip olmadığı zor kullanma imkânı elde eder.

Başlangıçta topluluğun beslenmesine katkıda bulunan avcı grup, zamanla kendine ait sırları, kuralları, törenleri ve hiyerarşisi bulunan bir erkek kulübüne dönüşür. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın çözümlemesindeki güçlü ve kurnaz erkek; yaşlı erkek, şaman ve savaşçıyla ittifak kurarak ilk egemen erkek çekirdeğini oluşturur. Böylece topluluğun içerisinde, kadın etrafında gelişen toplumsal düzenden farklı bir güç merkezi doğar.

Av sırasında geliştirilen kuşatma, iz sürme, pusuya düşürme, etkisizleştirme ve öldürme yöntemleri giderek insan topluluklarına uygulanmaya başlanır. Av hayvanına karşı kullanılan silah, bir süre sonra başka insanlara ve en başta kadın toplumsallığına yöneltilir. Kadının geliştirdiği üretim bilgisine, birikime ve toplumsal değerlere el konulur. Kadın, toplumsal yaşamın kurucu ve belirleyici öznesi olmaktan çıkarılarak erkeğin denetimine alınmak istenir.

Bu tarihsel dönüşüm  kadın ile erkek arasındaki biyolojik bir çatışma değildir. Esasta iki farklı uygarlık anlayışının ilk karşı karşıya gelmesidir. Bir tarafta paylaşım, dayanışma, karşılıklı sorumluluk ve ortak yaşam; diğer tarafta birikim, el koyma, hiyerarşi ve zor vardır.

Kadının düşürülmesiyle birlikte komünal toplum parçalanmaya başlar. Kadın üzerinde kurulan ilk egemenlik, daha sonra gençler, çocuklar, kabileler, köleler, farklı halklar ve doğa üzerinde kurulan egemenliğin ilk modeli hâline gelir. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın “kadın ilk sömürgedir” değerlendirmesi, sömürünün ve iktidarın başlangıcını bu tarihsel kırılmayla ilişkilendirir.

Avcı erkek kulübü geçici bir gruplaşma olmaktan çıkar ve kalıcı bir iktidar örgütlenmesine dönüşür. Avcının silahı savaşçının silahına, savaşçı topluluk düzenli orduya, yaşlı erkeğin otoritesi rahip ve kralın otoritesine dönüşür. Topluluğun ortak ürünlerine el koymaları meşrulaştırıcı mitolojiler, dinî kurallar ve yönetim kurumları geliştirilir.

Böylece rahip, savaşçı ve yönetici ittifakı etrafında ilk devletçi uygarlık biçimleri ortaya çıkar. Toplumun ortak üretimi artık bütün topluluğun ihtiyaçlarına göre değil; tapınağın, sarayın, ordunun ve yönetici sınıfın ihtiyaçlarına göre düzenlenmeye başlanır.

Avcı erkek kulübünde doğan zihniyet, devletçi uygarlık içerisinde kurumsallaşır. Erkek egemenliği ailede; sınıfsal egemenlik ekonomide; devlet egemenliği siyasette; ideolojik egemenlik ise din, hukuk ve eğitim alanlarında kendisini yeniden üretir.

Bu nedenle Öcalan’ın düşüncesinde devlet yalnızca toplumu yöneten tarafsız bir kurum değildir. Devlet, toplumun kendi kendisini yönetme gücüne el koyan, bu gücü toplumun üzerinde merkezileştiren tarihsel bir iktidar biçimidir. Merkezi uygarlık sistemi de bu iktidarın binlerce yıl boyunca farklı biçimlere bürünerek devam etmesidir.

Öcalan’ın kullandığı kastik katil kavramı, bu tarihsel egemenlik zihniyetinin günümüzde ulaştığı aşındırıcı ve yok edici düzeyi anlatır. Kastik bir madde temas ettiği yüzeyi yakar, çözer ve yapısını bozar. Kastik katil sistemi de yalnızca insanları fiziksel olarak öldüren bir güç değildir. Toplumu içeriden çürüten, insanın hafızasını silen, ortak yaşam bağlarını çözen ve yaşamın bütün kaynaklarını tüketen bir uygarlık düzenidir. Bu anlamıyla  Erkek egemenliğinin, devletçiliğin, milliyetçiliğin, sınıf sömürüsünün ve sermaye birikiminin birbirini tamamladığı sistemik bir yapılanmadır. İlk avcı erkek grubunun silahlı üstünlüğü, tarih boyunca orduya, devlete, imparatorluğa ve nihayet kapitalist modernitenin küresel iktidar aygıtlarına dönüşmüştür.

Günümüzde bu sistemin uygarlık biçimi, Öcalan’ın kapitalist modernite olarak tanımladığı yapıdır. Kapitalist modernite yalnızca kapitalist ekonomiden oluşmaz. Onun birbirini tamamlayan üç temel dayanağı vardır:

Kapitalizm, toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya dayanan ekonomiye el koyarak üretimi kâr ve sınırsız sermaye birikimine bağlar.

Ulus-devlet, toplumların tarihsel, kültürel ve yerel çeşitliliğini tek kimlik, tek dil, tek merkez ve tek egemenlik altında homojenleştirmeye çalışır. Öcalan, ulus-devleti kapitalist hegemonyanın temel araçlarından biri olarak değerlendirir. 

Endüstriyalizm ise tekniği toplumsal ihtiyaçlardan kopararak sınırsız üretim, tüketim ve doğa sömürüsünün aracına dönüştürür. Teknoloji toplumun hizmetinde olmaktan çıkar; sermaye birikiminin ve iktidarın büyütülmesinin hizmetine girer.

Böylece avcı erkeğin mızrağı çağımızda yalnızca tüfek, bomba veya savaş uçağı hâline gelmez. Aynı zamanda finans sistemine, dev şirketlere, gözetim teknolojilerine, kültür endüstrisine, tekçi eğitime ve toplum üzerinde hâkimiyet kuran bürokratik mekanizmalara dönüşür.

Kastik katil sisteminin en belirgin özelliği, yalnızca karşısındaki insanı öldürmesi değil, yaşamın kendisini tüketmesidir. Kadını metalaştırır, toplumsal ilişkileri parçalar, insanı yalnızlaştırır, halkları kimliksizleştirir, kültürleri pazar malına dönüştürür ve doğayı cansız bir hammadde deposu olarak görür.

Savaş, kadın cinayetleri, yoksulluk, işsizlik, zorunlu göç, kültürel soykırım, ekolojik yıkım ve toplumsal yalnızlaşma bu uygarlığın birbirinden kopuk sonuçları değildir. Aynı iktidarcı ve birikimci zihniyetin farklı alanlardaki görünümleridir.

Kapitalist modernite, tarihsel erkek egemen uygarlığın en yaygınlaşmış biçimidir. Önceki imparatorluklar belirli coğrafyalarla sınırlıyken kapitalist sistem pazarı, tüketimi, finansı, medyayı ve teknolojiyi dünyanın hemen her alanına taşır. Böylece iktidar yalnızca devlet kurumlarında değil, insanın gündelik yaşamında, duygularında, arzularında ve düşünme biçimlerinde de yeniden üretilir.

Öcalan’ın düşünce sistematiği, insanlık tarihini yalnızca devletlerin, savaşların ve hükümdarların tarihi olarak ele almaz. Tarih boyunca birbirine karşı mücadele eden iki ana uygarlık çizgisinden söz eder.

Birincisi, Sümer rahip devletinden günümüz kapitalist modernitesine kadar uzanan devletçi uygarlık çizgisidir. Bu çizgi iktidara, sınıfa, erkek egemenliğine, tekelleşmeye ve zor kullanmaya dayanır.

İkincisi ise kadın etrafında başlayan, köy ve kabile topluluklarında, halk hareketlerinde, inanç topluluklarında, zanaatkâr birliklerinde, komünlerde, meclislerde ve özgürlük mücadelelerinde varlığını sürdüren demokratik uygarlık çizgisidir.

Demokratik uygarlık, devletçi uygarlığın dışında kalmış donmuş bir geçmiş değildir. Toplumun dayanışma, paylaşma, yardımlaşma, adalet, öz yönetim ve özgürlük eğilimlerinin tarih boyunca devam eden akışıdır. Devletçi uygarlık ne kadar gelişirse gelişsin, toplumun bütününü hiçbir zaman tamamen ortadan kaldıramamıştır.

Ailedeki dayanışma, köydeki ortak çalışma, mahalledeki yardımlaşma, halkların kültürlerini koruması, kadınların özgürlük mücadelesi, işçilerin dayanışması ve toplumların kendi kendilerini yönetme çabaları demokratik komünalitenin günümüze ulaşmış izleridir.

Demokratik Komünalitenin Günümüz Koşullarında Güncellenmesi

Kadın merkezli komünaliteyi günümüzde yeniden kurmak, geçmişteki toplumsal biçimleri olduğu gibi tekrar etmek anlamına gelmez. Tarihin geriye doğru işletilmesi mümkün değildir. Önemli olan, ilk komünal toplumun paylaşımcı, eşitlikçi ve yaşamı koruyan özünü günümüzün bilgi, teknik ve toplumsal imkânlarıyla yeniden oluşturmaktır.

Bu güncellemenin temel siyasal biçimi demokratik konfederalizm, toplumsal kimliği demokratik ulus, ekonomik anlayışı komünal ve ekolojik ekonomi, temel özgürlük ölçüsü ise kadın özgürlüğüdür.

Komünler ve Meclisler

Demokratik komünalitenin en temel birimi komündür. Komün; insanların yaşadıkları mahallede, köyde, iş yerinde veya toplumsal alanda doğrudan söz ve karar sahibi oldukları örgütlenmedir.

Komünler yerel ihtiyaçları belirler; eğitim, ekonomi, sağlık, ekoloji, kültür ve dayanışma çalışmalarını toplumun katılımıyla yürütür. Komünlerin üzerinde iktidar kuran merkezî bir yapı yerine, komünlerin birbirleriyle bağ kurduğu meclisler ve konfederal birlikler geliştirilir.

Temsilciler toplum adına sınırsız yetkiye sahip yöneticiler değildir. Toplumun aldığı kararları uygulamakla görevlendirilen, geri çağrılabilir ve denetlenebilir delegelerdir. Böylece siyaset profesyonel bir yönetici sınıfın işi olmaktan çıkarak toplumun gündelik faaliyetine dönüşür.

Kadın Özgürlüğü

Demokratik komünalitenin güncellenmesinde kadın özgürlüğü tali veya sonradan ele alınacak bir konu değildir. Sistemin temel ölçüsüdür. Çünkü ilk iktidar kadının toplumsal gücünün kırılmasıyla başlamışsa, özgür toplumun kuruluşu da kadının yeniden özgür ve örgütlü özne olmasıyla mümkündür.

Bu nedenle kadınların kendilerine ait meclisleri, komünleri, kooperatifleri, akademileri ve öz savunma örgütlenmeleri bulunmalıdır. Kadının bağımsız örgütlenmesi toplumu bölmek için değil; tarihsel eşitsizliği aşmak ve toplumsal ilişkileri özgürlük temelinde yeniden kurmak için gereklidir.

Kadın özgürlüğü yalnızca kadınların kamusal alana katılması değildir. Ailedeki egemenlik ilişkilerinin, cinsiyetçi iş bölümünün, mülkiyet anlayışının, erkeklik kültürünün ve kadını nesneleştiren zihniyetin değiştirilmesini içerir.

Komünal Ekonomi

Demokratik komünalitenin ekonomisi kârı değil, toplumsal ihtiyacı esas alır. Toprak, su, enerji ve temel üretim araçları sınırsız özel birikimin nesnesi olarak görülemez.

Kooperatifler, ortak üretim alanları, yerel pazarlar ve dayanışma ağlarıyla üretim toplumun denetimine alınmalıdır. Üretimden elde edilen artı değer bir avuç sermaye sahibine değil, toplumun eğitim, sağlık, barınma ve diğer ortak ihtiyaçlarına yöneltilmelidir. Öcalan’ın düşüncesinde ekonominin yeniden toplumsallaştırılması, özellikle kadınların üretimde ve karar süreçlerinde belirleyici olmasıyla bağlantılıdır. (www.ocalanbooks.com)

Komünal ekonomi özel emeği yok saymaz; emeğin ve üretimin topluma karşı sorumluluğunu esas alır. Küçük üretici, çiftçi, zanaatkâr ve kooperatifler arasında dayanışmacı bir ağ geliştirmeyi amaçlar.

Ekolojik Toplum

İlk komünalitenin önemli bir niteliği, insanı doğadan kopuk görmemesidir. Kapitalist modernite ise doğayı yalnızca kullanılacak bir kaynak olarak ele alır. Demokratik komünalite bu nedenle ekolojik olmak zorundadır.

Üretimin amacı sınırsız büyüme değil, toplumun ihtiyaçlarını doğanın kendisini yenileme kapasitesini aşmadan karşılamaktır. Yerel tarım, temiz enerji, suyun korunması, atıkların azaltılması ve tüketimin sınırlandırılması ekolojik toplumun günlük uygulamalarıdır.

Teknoloji bütünüyle reddedilmez. Ancak teknik gelişmenin kâr ve savaş için mi, yoksa toplumun ihtiyaçları ve ekolojik denge için mi kullanılacağı temel ölçüdür.

Demokratik Ulus

Demokratik komünalite, toplumu tek bir etnik, dinî veya kültürel kimlik içinde eritmez. Demokratik ulus; farklı halkların, dillerin, inançların ve kültürlerin kendi kimliklerini koruyarak ortak bir demokratik yaşam kurabilmeleridir.

Bu anlayışta birlik, farklılıkların ortadan kaldırılmasıyla değil, özgürce bir arada yaşamasıyla sağlanır. Tek dil, tek kültür ve tek kimlik dayatan ulus-devlet anlayışına karşı çok dilli, çok kültürlü ve çoğulcu toplumsal yaşam savunulur. Öcalan, devlet merkezli sosyalizm yerine demokratik ulusu ve toplumun öz yönetimini temel çözüm olarak ortaya koyar.

Toplumsal Öz Savunma

Komünalitenin öz savunması yalnızca silahlı savunmadan ibaret değildir. Toplumun kültürünü, dilini, hafızasını, ekonomisini, doğasını ve demokratik kurumlarını koruyabilecek örgütlülüğe sahip olmasıdır.

Örgütsüz bırakılan toplum, devlet, sermaye, milliyetçilik ve erkek egemenliği karşısında savunmasızdır. Bu nedenle eğitimden ekonomiye, kültürden hukuka kadar her toplumsal alanın kendi öz savunma bilincini geliştirmesi gerekir.

Öz savunma saldırganlık veya yeni bir egemenlik kurma amacı taşımaz. Toplumun kendisini iktidar tekellerine karşı koruma ve kendi yaşamı hakkında karar verebilme kapasitesidir.

Demokratik Modernite

Öcalan, kapitalist modernitenin karşısına yalnızca bir eleştiri değil, bütünlüklü bir alternatif olarak demokratik moderniteyi koyar.

Kapitalist modernitenin kapitalizmine karşı ahlaki ve politik toplum ile komünal ekonomi;

ulus-devletine karşı demokratik ulus ve demokratik konfederalizm;

endüstriyalizmine karşı ise ekolojik toplum ve toplum yararına kullanılan teknoloji geliştirilir.

Demokratik modernite modern yaşamı, bilimi veya tekniği reddetmez. Bunların devletin, sermayenin ve iktidarın tekelinden çıkarılarak toplumun hizmetine verilmesini amaçlar.

Bu anlamda demokratik modernite geçmişe dönüş değil, kadın merkezli komünal değerlerin çağdaş koşullarda yeniden inşa edilmesidir. Bilimsel bilgi, iletişim araçları ve teknolojik imkânlar merkezi iktidarı büyütmek yerine komünler arasındaki dayanışmayı ve toplumun doğrudan katılımını güçlendirmek için kullanılabilir.

Sonuç

Tarihsel sapma avcı erkek kulübüyle başlamış ve zaman içerisinde erkek egemen aileye, sınıflı topluma, devlete, imparatorluklara ve kapitalist moderniteye dönüşmüştür. İlk mızrak günümüzde ordu, ulus-devlet, sermaye, endüstriyalizm ve kültür endüstrisi biçiminde bütün yaşam alanlarını kuşatmıştır.

Günümüzün Kapitalist Modetnite Kastik katil sistemi, bu tarihsel iktidar uygarlığının insanı, toplumu ve doğayı kulatsn güncel biçimidir. Yalnızca insan bedenini değil; toplumsal hafızayı, kültürü, dayanışmayı, ahlakı ve özgür yaşam iradesini de hedef halinde getirmiştir. 

Ancak devletçi uygarlıklar tarihi insanlığın tek tarihi değildir. Kadın etrafında başlayan demokratik komünal toplum uygarlığıda değişik biçimlerde varlığını sürdürmüştür. Köylerde, mahallelerde, halkların dayanışmasında, kadın mücadelelerinde, komünlerde, kooperatiflerde ve özgürlük arayışlarında, hak arayışlarında ve direnişlerde, felsefede, dinlerde ve mezheplerde, kabile aşiret ve tarikat topluluklarına bir çok devrimlerde ve bil cümle insanın insanlık değerlerinde direniş ve  ısrarında, kendisini yeniden yeniden üretmiştir.

Çünkü insan  ve insanlık değerleri ana kadın etrafında oluşmuş olan Komünalite toplumsallığında oluşmuş ve yüzbinlerce yıl varola ğelmiştir.

Dolayısıyla bugünün temel görevi eski komünal toplumu aynen tekrar etmek değil; onun paylaşımcı, kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik değerlerini çağdaş koşullarda yeniden örgütlemektir.

Bunun yolu devleti ele geçirerek onun yerine başka bir devlet kurmaktan değil; toplumun kendi demokratik gücünü komünler, meclisler, kadın örgütlenmeleri, kooperatifler ve konfederal birlikler temelinde geliştirmesinden geçer.

Avcı erkek kulübünün başlattığı iktidar yürüyüşüne karşı kadın merkezli demokratik komünalitenin güncellenmesi; insanın insanla, toplumun doğayla ve farklı halkların birbirleriyle özgür ve eşit ilişki kurabileceği yeni bir uygarlık yolunun inşa edilmesidir.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu