Gündem GuncelMakale

Rojava’da on yıllardır verilen bunca bedel, bir zorbalıktan çıkıp diğerine geçmek için değildi.


Rojava, Kürt toprağının parçalarından birisi olmasından öte, Kürt özgürlükçülüğünün mevcut Ortadoğu mümkünlüğünde gerçekleşme pratiği olan bir demokratik 

 toplumsal yaşam modelidir. Daha doğrusu, Kürt Özgürlükçülüğünün ve özgür toplumsal yaşam fikrinin, demokratik modernite değerlerinde inşasının, mücadele pratiğidir.

Yıllardan beridir, mevcut Ortadoğu’ konjonktüründe, özelliklede Suriye’de, Kürtler için yaşamsal bir zorunluluk olan silahlı güç olma durumunun, başta Türkiye olmak üzere bölge devletleri ve küresel kapitalist egemen güçlerce PKK bahanesiyle terörize edilmesi ve dolayısıyla Rojava’nın bölge için bir güvenlik sorunuymuş gibi gösterilmesi de, esas olarak bundandır. Gerçekte ise kürt Halk Önderi Öcalan’ın da sürekli vurguladığı gibi kalıcı ve doğru güvenliğin, Suriye’de demokratik barış durumu olduğu, Türkiye, bölge ve küresel egemen  güçlercede çok iyi bilinen bir gerçeklik olmasına rağmen.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın  Suriye’ye dair sürekli olarak belirttiği Demokratik çözümün gelişmemesi durumunun, kürtlere dayatılan uzun vadeli  bir savaşa evrileceği, bunun bütün bölgeye yayılarak ciddi bir küresel kirize dönüşeceğide bilinen bir gerçekliktir.

En hakim olduğu sahaların başında gelen Ortadoğu’ya ilişkin bütün öngörülerinde haklı çıkan Kürt Halk Önderi Öcalan , bununla bağlantılı olarak, Suriye ve dolayısıyla bütün Ortadoğu sahasında hegemonya amaçlı, bölgesel rekabetlerin ve vekalet savaşlarının, daha da çözülmez düğüm noktaları oluşturacağı, dolayısıyla da  Suriye ve Ortadoğu toprak parçalarında yönetimler kim olursa olsun ağır bir despotizme varacaklarını bu günlerdede sürekli olarak ifade etmektedir.

Öcalan’ın Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hakkındaki “Türkiye için bir tehdit değil, demokratik komşuluk temelinde bir güvenlik teminatı olabileceği” yönündeki tespitinin özü şudur. Güvenlik, tek başına askeri yöntemler değildir. En kalıcı ve doğru güvenlik,demokratik uzlaşıya dayalı barış durumudur. Güvenlik karşılıklı tanıma ve sınırda gerilimsiz yaşama dayalı ortak mekanizmalar ve halklar arası bağ ile kurulur. Bu son derece mümkündür. Önünde hiçbir engel yoktur. Rojava sahasında SDG’nin  rolü de ortadadır. Bu yapı, düşmanlaştırıldığında, dolayısıyla zayıflatıldığında, en çok Türkiye biliyorki, ortaya çıkan bu boşluğu kulak kesen, insan katleden, toplum düşmanı unsurlar dolduracaktır. Bundandırki Kürt Halk Önderi Öcalan ısrarla, “tehditi büyüten, Rojava değil, Rojava’yı ve Kürtleri bu düşmanlaştırma olacak diyorum, bunun doğru tarafı demokratik ve barışık komşuluktur diyorum ve bunun yoluda, sınırın iki yanındaki halkların birbirine düşman edilmemesidir diyorum” demektedir.Öcalan’ın sadece son dönemlerde değil, geçmiş yıllarda da, Suriye üzerinden bir çok Ortadoğu  değerlendirmeleri olmuştur. Bu bakımdan ‘Arap Baharı’ zamanın da ve daha ilk kıvılcımlar çıkmadan, büyük yangınlara dair uyarılarda bulunmuş ve haklı çıkmıştır. Çünkü burası, yani Ortadoğu, onun en hakim olduğu sahaların başında geliyor. Öcalan’ın çok öncelerinden de, Ortadoğu özelinde var olan sorunlara demokratik çözümler gelişmezse, “bu ateş bütün bölgeyi yakar’ eksenli sürekli uyarıları olmuştu.

Suriye özelinde ise, Kürtlerin ve halkların kendi kararlarını özgürce alacağı, rejime ve dış müdahaleye muhtaç olmadığı bir ‘Üçüncü Yol’ önermişti. Sonraki süreçlerden ve bu günlerden  baktığımızda, Kürtler Suriye özelinde, eğer ABD ve Türkiye’nin dayatmasıyla o günkü rejim muhalifi Müslüman Kardeşler’le (Özgür Suriye Ordusu’da denilen) birlikte olsalardı, bugün kaybolup veya dağılıp gitmiş olacaklardı. Dolayısıyla Rojava’da olmayacaktı, Kürtlerin, Suriye’de ve bölgede  böyle güçlü bir toplumsal, siyasal ve askeri güç olma durumu da olmayacaktı. Çünkü, sonradan Kürtlerin başına bela edilen DAİŞ’te, bugün Şam’da iktidar olan HTŞ’de, Türkiye’nin Kürde karşı desteklediği ve kullandığı şimdiki çetelerde, onların zemininden çıkmadırlarlar. Hatta onların devamıdırlar. Kaldıki bu çetelerden oluşan o günkü Esat muhalefeti, o zamanlarda da,Kürtlerin hiç bir hak talebini kabul etmemişti. 

Öcalan, Suriye sahasının bölgesel rekabetlerin, vekalet savaşlarının, enerji-koridor hesaplarının ve kimlik çatışmalarının düğüm noktasına getirildiğini, bu düğüm noktası doğru görülmezse yönetim kim olursa olsun ağır bir despotizme varacağını sistematik olarak hep belirtmiştir . 

Bunun yanısıra, Ortadoğu’da bölgesel ve küresel güç odaklarının çıkarmalarına dayalı olarak değişen günlük dengelerin ortasında, özellikle Suriye bağlamında, bütün Kürt örgütlerine ve Rojava yönetimine, Kürtler adına, rasyonel pratik politika doğrularında kalmalarının ve bu günübirlik değişen dengelerde, Kürtlerin  araçsallaştırmasını engelleme becerisini gösterebilmelerinin hayatiliğine, özellikle ve büyük bir önemle  dikkat çekmiştir. Bununla bağlantılı olarak, Suriye için yerel demokrasi merkezli bir modelin gerekli olduğunu, bu temel üzerinde, merkez yerel dengesinin kurulmasının hayati öneme sahip olduğunu, siyasal uyumu kolaylaştıracak askeri-toplumsal geçişlere işaret ederek, diyalogun ve müzakerenin daima olması gerektiğini de vurgulamıştır. Buradan hareketle  Rojava yaşam modeli, bir toprak parçasından öte,Kürt özgürlükçülüğünün  demokratik özgür toplumsallıkta inşa meselesidir. Bundan ötürü bu inşa, kadınların, gençlerin, emekçilerin, farklı halkların ve inançların birlikte ayakta tuttuğu canlı bir toplumsal inşa olarak görülmelidir.

Kürt Halk Önderi Öcalan ın iddası şıudur: Bügün şunun artık net görülmesi gerekiyor. Suriye’de ısrar edilen katı merkeziyetçiliğin üreteceği herhangi bir demokrasi, herhangi bir birlik, herhangi bir çözüm yoktur. Tersine,intikam döngüleri ile hareket eden, halkları açık şekilde yok sayan, kimlikleri yok sayan, anayasal güvencelere sırt çeviren bir tablo vardır. Özerk yerel demokrasi yoksa, demokratik toplumsal sözleşme yoksa, kadın temsili yoksa, eşitlik yoksa, geriye kalan devlet çıplak bir zor aygıtı olacaktır. On yıllardır verilen bunca bedel, bir zorbalıktan çıkıp diğerine geçmek için değildi. Mesele, hep sınır güvenliği ve ‘terör’ parantezine sıkıştırarak yol alınamaz. Türkiye’deki Kürtlerlerin devletle meselesinin demokratik çözümü, Ortadoğu’daki tüm kilitleri açacak anahtardır. Eğer Türkiye, kendi içinde Kürtlerle barışı sağlar, Türk-Kürt ilişkilerine hakkaniyetle yaklaşırsa; Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerle kuracağı ilişki de bir ‘tehdit’ değil, karşılıklı kazanç temelli, devasa bir iş birliğine dönüşür. Türkiye’de Kürtlerle demokratik çözüm, Türkiye’yi rahatlatmakla kalmaz, bölge Kürtlerinde de Türkiye ile birlikte yaşama fikrine alan açan domino etkisi olur… 

Fakat hala görülüyorki,Türkiye’nin Suriye yaklaşımı, İçerdeki sürecin önüne koşuluyor. Oysa tersi durum en doğru olandır. Bizim iddiamız şudur; Kürtlerle iç barış, dışarıdaki Kürtlerle de barışın kapısını açar. Ama tersi de doğrudur; Dışarıdaki Kürtlerle savaş, içerdeki barışıda boğar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu