Ne İran anti emperyalisttir, nede ABD’ye karşı İran’ın yanında olan.

İran, ABD ile savaşıyor diye anti-emperyalist olmadığı gibi, bu savaşta İran’nı desteklemeklede anti emperyalist olunmuyor. Bununla savaş karşıtı ise hiç olunmuyor. Çünkü barış mücadelesi kutsal bir mücadeledir. Savaşın hegemonyacı bir tarafına karşı, barış adına mücadele ederken, on binlerce sivil göstericiyi katleden, her gün onlarca siyasi için idam sehpaları kuran,başta kendi halkına ve Kürtlere karşı olmak üzere bölgemizin başka halklarına karşıda en ceberut ve kanlı statükocu bir rejime sahip olan diğer hegemon güç tarafı olan İran meşrulaştırılamaz aklanamaz.
Şu anda dünyanın baş gündemi olan Ortadoğu’daki bu savaş. ne dünya halklarının, nede Ortadoğu halklarının çıkarınadır. Bu savaş dünyanın hegemon gücü olmaya devam etmek isteyen ABD ile bölgenin hegemonik gücü olmak isteyen İran devleti arasında süren bir savaştır.
Elbetteki bu savaşa karşı çıkmak en doğru ahlaki, vicdani bir politik tutum almaktır. Nitekim dünyadaki insanların çoğunluğu bu savaşın kendisine karşı tutum almaktadırlar.
Gerekçesi ve amacı ne olursa olsun, ABD’nin savaşla, zorla dünyaya ve Ortadoğu’ya müdahale politikasına karşı çıkmak ve savaş karşısında barışı savunmak değerlidir önemlidir. Ayrıca ABD bu politikaları dünyadaki tüm despot güçlerin politikalarını meşrulaştıran ve normalleştiren bir durum da yaratmaktadır. Bütün her şeyden bağımsız olarak savaş karşıtlığı yapmak, barışı savunmak ve her türlü zulme karşı çıkmak temel insanlık görevidir.
Ancak,İran’ı, ABD ile savaşıyor diyerek anti-emperyalist görmek savaş karşıtlığı ve barış savunuculuğu gibi onurlu bir insani ve ahlaki değeri lekelemek olur. Barış mücadelesi kutsal bir mücadeledir. Barış mücadelesi, bir hegemona karşı mücadele ederken, baskıcı faşist ve sömürgeci İran devlet rejimi, salt ABD karşıtlığı üzerinden meşrulaştırılamaz ve normalleştirilemez.
İran rejimi sadece sadece son bir yıl içerisinde en az 30 bin göstericiyi katletmiştir. Bu göstericiler silahlı değildi. Baskı rejiminin, yoksulluğun ve yoksunluğun, ölümlerin ve idamların son bulmasını istemişlerdi. Bu göstericiler İran rejimi tarafından canice öldürüldüler. Bu öldürmeler ve katliamlar bu devletin iç işleridir, başkaları tarafında iç işlerine karışılmaz denilemez. Özellikle insanlık mücadelesinin büyük değerler yaratarak ulaştığı 21. yüzyılda, bu durum ABD saldırısı gerekçesiyle hiçbir biçimde görmezlikten gelinemez.Ayrıca ,İran’daki gibi bir devlet iktidarının bu tür vahşet politikalarına dünya demokratik güçlerinin de, varsa başka niyetlerinden bağımsız olarak başka devletlerinde karşı çıkması, bir ülkenin iç işlerine müdahale etmek değildir.
İran rejimi, anti-emperyalist bir ülke olarak görülemez. Bu düşünüş soğuk savaş döneminden kalma ve o zamanlar içinde yanlış olan bir düşünüştür. O zamanlar yani soğuk Savaş döneminde ABD ve müttefiklerine karşı kendisi için mücadele eden en anti demokratik ve en gerici iktidar rejimlerine sahip olan ülkelere de anti-emperyalist deniliyordu. Bundandırki ABD ve müttefiklerine halkları için değil sadece kendileri için karşı olan Sovyetler Birliği ve diğer devletlerin yanında olmak, tek başına emperyalizme karşı direniş ve mücadele olarak görülmeye yetiyordu. O zaman ABD’nin başını çektiği kapitalist emperyalist kamp ile Sovyetlerin başını çektiği reel sosyalist kamp vardı. Dünyanın her köşesindeki savaş doğrudan ve dolaylı bu iki kampın birbirileriyle mücadelesiymiş gibi oluyordu. Siyasal kimliklerinden bağımsız olarak her hangi bir devlet için ABD’ye karşı olmak, Sovyetler ve Çin’den destek almaya yetiyordu. ABD’nin de her hangi bir savaşı sosyalist güçlere ve demokrasi güçlerine karşı bir savaş olarak ele alınıyordu. Bu açıdan da ABD ile geçici ve göreceli olarak çatışanlar bile sosyalist güçlerin ve demokrasi güçlerinin doğrudan ya da dolaylı ittifakı oluyordu.
Her hangi bir örgüt ve şahıs için anti-emperyalist olmak, günümüz koşullarında öncelikle kendi ülkesinde, halkın ve halkları yannda devlet rejimine karşı anti kapitalist ve demokrat olmayı gerektirmektedir. Gerçek anlamda anti emperyalist olmak ancak bulunduğun her yerde demokratik ve anti-kapitalist olmakla mümkündür. Çünkü günümüz küresel kapitalim koşullarında emperyalizm her ülkede içsel kapitalist bir olgudur durumundadır. Bütün ulusların kapitalist sermayesinin bir biçimde küresel ortaklık kurduğu küresel emperyal kapitalizm bütün ülkelerde içselleşmiştir. Dolayısıyla her ülkedeki ulus devlet rejimleri küresel emperyalist kapitalizmin içsel tamamlayanıdırlar. Sonuç olarak emperyalist kapitalizmin ülkelere karşı varlığının ve halklara karşı sömürü ve baskısının esas birincil sahibi bütün ülkelerdeki devrimci demokratların yanı başlarındadır. Kendi ulus devlet kapitalizmleridir. Düşmanı uzaklardaki, yani dolaylıda ve suyunun suyunda aramak sosyalistlerin anti emperyalizmi değil, faşistlerin ve ulusalcıların şovenizmdir.
Ayrıca bölgemizdeki devletlerde ABD gibi emperyalist devletlere karşı demokratik siyasetle halkların desteğini alınabilirler. Demokratik olmayan ve halkın gücünü arkasına almayan hiçbir ülke veya devlet emperyalizme karşı mücadele veremez. Hele hele halk üzerinde ağır sömürü ve basklar kuran, katliamlardan geçiren demokratik olmayan bir devlet. gücü anti-emperyalist olamaz. Böyle devletler ve siyasi rejimler halk desteğini de kaybetmiş olan rejimlerdir. İran İslam Cumhuriyeti’de bugün halkın en fazla %20’sinin desteğini alıyor. Seçimlerde de görüyoruz ki sandığa gidiş %50’yi bile bulmuyor.
Dolayısıyla halkına bu kadar zulüm yapan, kadınların üzerinde bu kadar büyük ve özel bir baskı kuran bir devleti anti-emperyalist görmek bilerek bu zulmü normalleştirmek ve onaylamaktır.
Emperyalizme karşı gerçek anlamda ve başarılı mücadele günümüzde ancak halk desteği ile olur. Bu ise sadece ve sadece demokraside sağlanır. Çin ve Rusya gibi bugün vahşi kapitalizmin merkezleri durumundakiler de onlarla müttefiklik içerisinde olan despot, oligarşik devlet rejimleri de anti-emperyalist olamazlar. Şu anda Çin anti demokratik iktidar baskısına ve ağır emek sömürüsüne dayalı küresel kapitalizmin çöplüğü durumundaki bir ülkedir. Bu Çin’i, bugünkü tek amacı, demokratik hakların olmadığı mevcut rejim koşullarında gerçekleşen yoğun emek sömürüsüne dayalı olarak önümüzdeki birkaç on yıl sonra teknoloji üstünlüğü de ele geçirip dünyanın 1 numaralı hegemon kapitalist- emperyalist gücü olmaktır. Rusya da, bugün reel sosyalizmin bütün mirasına ve birikimine çöreklenmiş vahşi kapitalizmin olduğu bir emperyalist- kapitalist ulus devlet rejimidir. Bu açıdan Rusya ve Çin’in desteği de İran’ı yürüttüğü bu savaşta anti-emperyalist yapmaz.
ABD ve İsrail’in savaşına karşı çıkalım ama İran’a anti-emperyalist paye de vermeyelim, İran’a verdiğimiz bu paye ile kendi payımızada anti emperyalist ve enternasyonalist paye biçmeyelim.
Paye verirken, yüzbinlerce demokrasi güçlerini katleden ve yüzlerce yıldır Kürtlere karşı ağır sömürgeci faşizm uygulayan bir ülke rejimini daha doğrusu bir devlet rejimini Kayseri tüccarı gibi cilalayarak insanlık suçuna ortak olmayalım. Bu gün İran’da özellikle Kürtler ve Belluciler büyük zulüm ve zorbalık altındalar.
ABD ve İsrail’in İran’a ve Ortadoğu’daki bütün saldırılarına karşı çıkalım. Ancak halkların üçüncü yolu olan demokratik İran’ı savunmak için İran rejiminide karşı çıkalım. Türkiye’de ve bölgemizdeki sosyalistler devrimciler ve demokrasi güçleri ancak böylesine bir devrimci demokrat tutumla kendi sorumluluklarına ve görevlerine ilişkin tutarlılık göstermiş olur ve tarihsel rollerini oynamış olurlar



