Komünler ve Demokratik Toplumun İnşası

Komünler ve Demokratik Toplumun İnşası
Demokratik toplumu, demokratik siyaseti ve demokratik hukuku inşa etme temelinde gündeme gelen komün sorunu, çok yönlü tartışmalara yol açan bir sürece girmiş bulunuyor. Bu konuda herkes bir şeyler söylüyor. Birçok kişi kendi penceresinden bakıyor ve buna göre yorum yapıyor. Bilinçli çarpıtmaların dışında, mevcut sistemin dışında başka bir sistemin başarılı olamayacağını düşünen orta sınıf olarak tanımlanan kesimin yanı sıra, birçok devrimci parti ve örgütün de kafası oldukça karışıktır.
Komün Nedir Ve nasıl Kurulur?
Fazla uzaklara, çok eski dönemlere, “kök hücre” denilen çağa gitmeye gerek yoktur. Paris Komünü’ne gitmeye ya da Rus Devrimi döneminde inşa edilen Sovyetler’deki sisteme göz atmaya da gerek yoktur. Güncel pratiği, yaşanan toplumsal deneyimleri ve bugünün toplumsal dokusunu esas alarak komünü izah etmek sanırım daha kolay ve daha anlaşılır olacaktır.
Bir kez daha belirtmekte fayda vardır. Komün denildiğinde ütopik, hayali, gerçeklikten uzak, elle tutulmayan, gözle görülmeyen ve “Ne yaparsak yapalım bugün, bu dönemde, bu çağda kurulması imkânsızdır.” denilecek bir yapı anlaşılmamalıdır. Yine komün denildiğinde ulusal örgütlenmenin, halksal düşüncenin dışında; dili, kültürü, ahlakı, düşünce dünyası, ütopyası, duruşu ve formu olmayan bir yapı düşünmek de doğru değildir.
Her şeyden önce komün, demokratik bir ulusun, özgürce yaşamak isteyen bir halkın ve sömürüyü reddeden bir sistemin örgütlenme biçimi olarak görülmelidir. Birimler halinde, kollar temelinde, görev ve iş bölümü esas alınarak oluşturulan bir örgütlenme tarzıdır. Mesleklere, cinsiyetlere, kültüre ve sanata göre ayrı ayrı örgütlenmiş; ancak birbirleriyle sürekli bağlantı içinde olan bir sistemdir.
Yani sistemin birimlere ayrılmış hâli olan komünde anadil de vardır, kültür de vardır, sanat da vardır, ulusal bilinç de vardır; halksal düşünce ve ideoloji de vardır. Hatta bunlar çok daha ilerdedir. Komün; dilsiz, kültürsüz, bilinçsiz, felsefesiz, düşüncesiz ve ideolojisiz değildir. Tersine, esas olarak komünde anadil yaşatılır, kültür geliştirilir, sanat üretilir ve ulusal bilinç çok daha ileri düzeyde güçlendirilir.
Çok yabancı bir kavram gibi gösterilmeye çalışılan, sadece eski çağlardan kalma bir örgütlenme biçimi olarak lanse edilmeye çalışılan, ulusun, halkın, dilin ve kültürün inkârı olarak sunulan komün, tam tersine bütün bunların taşıyıcısıdır.
Mevcut kapitalist sistemde yaşamın her alanında biçimsel olarak birimler kurulmamış mıdır? Bu sistemde kültür, siyaset, dış ilişkiler, eğitim, inanç gibi alanlar sistemin menfaatlerine göre yok mudur? Elbette vardır. O hâlde genelde halklar, özelde ise Kürtlerin kurmak istediği sistemde de bütün bunlar olacaktır. Ancak bunlar bireylere, başkanlara, parası olana ya da deyim yerindeyse “dayısı” olana göre değil; halka, halkın öz gücüne ve kendi iradesine dayanan birimler olacaktır.
Bu birimlerin adı komündür. Yani ortak iradeye, ortak güce, ortak bilince ve ortak düşünceye dayanan temel örgütlenmelerdir. Bu örgütlenmede, yani komünde, yalnızca imece usulüyle iş yapmak söz konusu değildir. Komünde her şey ortak iradeye dayanarak örgütlenir.
Halkın öz gücü ve öz örgütlenme biçimi olarak ifade edilmesi gereken komünlerin temel işleyişi demokratiktir. Tüm toplumu bir ağ gibi sarmalayan komünlerin dışında kalacak tek bir kişi dahi olmayacaktır. Çünkü herkesin ekonomik, siyasal, kültürel ve düşünsel çıkarı komündedir.
Komün aynı zamanda bir öznedir; genel anlamda halkın, özel olarak ise kadınların, gençlerin ve bütün meslek gruplarının ortak iradesidir. Herkes komünlerde öznedir. Zira herkes bu ortak yapıda eşit haklara sahiptir; herkes seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu gibi konuşur, tartışır, üye olarak yer alır ve alınan kararların oluşum sürecine aktif biçimde katılır.
Ulusun yaşamının her alanını bir örümcek ağı gibi saran komünlerin her yerde; her köyde, her mahallede, her şehirde kurulması mümkündür.
Tamamen halkın politik, ideolojik, kültürel ve toplumsal yaşam biçimine göre inşa edilecek komünler elbette ki gökten zembille inmez. Yere, zamana, ihtiyaca ve boyutlara göre inşa edilen komünler önce mesleğe, cinsiyete ve çalışma alanlarına göre örgütlenir. Daha sonra bunlar belli bir koordinasyon altında bir araya getirilir.
Birçok kişi şu soruyu soruyor: Komünler nasıl olacak?
Komünler çeşitli çalışma alanlarına göre örgütlenecektir. Örneğin bir köyde, bir mahallede veya insanların yaşadığı herhangi bir yerde kültür, sanat, inanç, eğitim, kadın, gençlik, doktor, avukat, öğrenci, akademisyen, öğretmen, dış ilişkiler, ekonomi, kooperatif, ziraat gibi alanlar temelinde komünler oluşturulur.
Komünlerin bir araya gelmesi ya da birkaç mahallenin ortaklaşması durumunda ise bunların üzerinde bir çatı örgütlenmesi oluşturulur. Bu çatının adı daha politik bir kavram olan, ama aynı zamanda yasama gücü diyebileceğimiz meclis olabilir. Başkan Apo’nun bunlara “komünler komünü” ya da “ana komün” dediğini biliyoruz. Ancak komünleri kendi bünyesinde bir araya getiren bu yapıya meclis denilmesi de mümkündür. Burada önemli olan isim değil, işleyiştir, katılım ve içinde yer alanların özne olmasıdır. Önemli olan örgütlenmemiş tek bir köyün, tek bir mahallenin, tek bir meslek grubunun kalmamasıdır.
Komün Bir Demokrasi Okuludur
Komün aynı zamanda hem halkın demokratik siyaseti öğrendiği, hem uyguladığı hem de öznesi olduğu bir okuldur. Halkın iradesinin, öz gücünün, söylem ve eyleminin beyan edildiği halk akademisidir.
Köyde yaşayan bir kadın, bir çoban, bir çiftçi; yaşamda kendisini önemsiz gören, kendisini bir nesne olarak hisseden bir insan, “Artık benden geçti.” diyen bir yaşlı ya da “Ben daha çocuğum.” diyen bir çocuk, burada, yani köyde kurulmuş komünde, o köyün iradesinin bir parçası olur ve kendisini köyün birinci derecede sorumlularından biri olarak görür.
Bir mahallede, bir kasabada ya da bir şehirde kendilerini sıradan, etkisiz ve başıboş hisseden binlerce insan, komün zemininde topluma yön veren, hayat veren aktif bireyler hâline gelir.
Eğer komünler sözcüğün gerçek anlamıyla işler, çalışır ve örgütlenirse herkes öncü konumuna gelir; herkes özne olur ve herkes aktif siyaset yapan bireyler hâline dönüşür.
Komün örgütlenmesinin olmadığı yerlerde, yani mevcut kapitalist sistemde, herkes aynı haklara sahip olmadığı gibi aynı imkânlara da sahip değildir. Parası olanlar, bürokraside “adamı” bulunanlar, mevki ve makam sahibi olanlar, daha yalın bir ifadeyle üst sınıf bürokrat ve bir avuç tekelci burjuvazi siyaset yapabilmektedir. Bunların dışında kalan milyonlar ancak onlara oy verir ve ancak onları iktidara getirirler.
Komünde tekelleşme yoktur. Bazılarının aç, bazılarının tok olduğu; bir grubun hem ekonomik gücü, hem siyaseti, hem güvenlik mekanizmalarını, hem aşireti, hem de meclisi elinde tuttuğu bir işleyiş söz konusu değildir.
Çünkü siyasette olduğu gibi ekonomide de herkes belirli düzeyde imkânlara sahip olacaktır. Komünal sistemde insanlar yalnızca yoksulluktan ve sefaletten kurtulmayacak; aynı zamanda var olan toplumsal zenginlikten ve ortak gelir kaynaklarından da adil biçimde yararlanacaktır.
Burada sözünü ettiğimiz eşitlik, küçük burjuva anlamda bir eşitlik değildir. Köyün, mahallenin, kasabanın ve şehrin zenginlik kaynakları birkaç kişinin ya da birkaç grubun elinde toplanmayacak; orada yaşayan bütün toplumun ortak değeri olacak ve bu zenginlikler toplumun tamamı arasında adil bir şekilde paylaşılacaktır.
Demokratik Toplum, Demokratik Siyaset ve Demokratik Hukukun Temeli Komündür
Komün yalnızca bir örgütlenme modeli değildir. Aynı zamanda demokratik toplumun, demokratik siyasetin ve demokratik hukukun üzerinde yükseldiği temel toplumsal kurumdur. Demokratik toplum, örgütlü toplum demektir. Örgütlü olmayan bir toplum ne kendi iradesini ortaya koyabilir ne de kendi geleceğine yön verebilir. Bu nedenle demokratik toplumun birinci şartı, halkın kendi öz irade ve gücüne dayanarak yaşamın her alanında örgütlenmesidir. İşte komünler bu örgütlülüğün en temel ve en doğal biçimidir.
Demokratik toplum anlayışında birey yalnızca hak talep eden bir kişi değildir; aynı zamanda yaşadığı toplumun sorumluluğunu üstlenen, karar süreçlerine katılan ve ortak yaşamı birlikte kuran aktif bir öznedir. İnsanlar seçimden seçime sandık başına giden pasif bireyler olmaktan çıkar, yaşamın her alanında söz söyleyen, karar alan ve uygulayan toplumsal aktörler hâline gelir. Böylece toplum, devletin yönettiği edilgen bir kitle olmaktan çıkarak kendi kendisini yöneten örgütlü bir iradeye dönüşür.
Bu anlayışta demokratik siyaset de farklı bir anlam kazanır. Demokratik siyaset yalnızca parlamentolarda, siyasi partilerde veya seçim meydanlarında yapılan bir çalışma değildir. Asıl siyaset, halkın günlük yaşamın içinde kendi sorunlarını tartışması, ortak çözümler üretmesi ve aldığı kararları birlikte hayata geçirmesidir. Köyde, mahallede, okulda, fabrikada, kooperatifte, kadın ve gençlik örgütlenmelerinde yürütülen her ortak çalışma demokratik siyasetin bir parçasıdır.
Komünler bu anlamıyla demokratik siyasetin okuludur. İnsan burada konuşmayı, dinlemeyi, eleştirmeyi, ortak karar almayı ve aldığı kararın sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenir. Bugün mevcut sistemde siyaset çoğunlukla belirli bir zümrenin, sermaye çevrelerinin, bürokrasinin ya da profesyonel siyasetçilerin elindedir. Demokratik toplum anlayışında ise siyaset yeniden halka döner. Her kadın, her genç, her emekçi, her çiftçi ve her yurttaş demokratik siyasetin doğal öznesidir.
Demokratik hukuk da ancak böyle bir toplumda gerçek anlamına kavuşabilir. Çünkü demokratik hukuk yalnızca devletin çıkardığı yasalardan ibaret değildir. Hukuk, her şeyden önce toplumun ortak vicdanının, ortak ahlakının ve ortak iradesinin kurumsallaşmış hâlidir. Toplumun onaylamadığı, adalet duygusunu zedeleyen hiçbir düzenleme gerçek anlamda demokratik hukuk olarak değerlendirilemez.
Demokratik hukukta esas olan cezalandırmak değil, toplumsal adaleti sağlamaktır. Esas olan korku yaratmak değil, toplumsal barışı korumaktır. İnsanları baskı altına alan değil, onların özgürlüğünü güvence altına alan bir hukuk anlayışı demokratik hukukun temelini oluşturur. Bu nedenle demokratik hukuk, devlet merkezli değil; toplum merkezli bir hukuk anlayışını ifade eder.
Komünler aynı zamanda demokratik hukukun toplumsal yaşamda hayat bulduğu alanlardır. İnsanlar karşılaştıkları sorunları öncelikle kendi örgütlü yapıları içinde tartışır, uzlaşır ve çözüme kavuşturmaya çalışırlar. Böylece hukuk yalnızca mahkeme salonlarında uygulanan kurallar bütünü olmaktan çıkar; günlük yaşamın içinde adaleti, dayanışmayı ve ortak sorumluluğu güçlendiren toplumsal bir kültüre dönüşür.
Demokratik toplum, demokratik siyaset ve demokratik hukuk birbirinden bağımsız değildir. Bunların her biri diğerini tamamlayan temel yapılardır. Demokratik toplum örgütlü halkı ifade ederken, demokratik siyaset bu örgütlü halkın karar alma ve yönetme biçimini, demokratik hukuk ise bu ortak yaşamın adalet ve özgürlük ilkeleri temelinde güvence altına alınmasını ifade eder. Komün ise bütün bu yapının ilk halkası, ilk kurumu ve temel hücresidir.
Nasıl ki insan bedeni milyonlarca hücrenin sağlıklı çalışmasıyla ayakta kalıyorsa, demokratik toplum da binlerce komünün sağlıklı işlemesiyle var olabilir. Komünler güçlendikçe meclisler güçlenir; meclisler güçlendikçe demokratik siyaset gelişir; demokratik siyaset geliştikçe demokratik hukuk kurumsallaşır; demokratik hukuk kurumsallaştıkça demokratik toplum kalıcı hâle gelir. Böylece devletin toplumu yönettiği klasik modelin yerine, toplumun kendi kendisini örgütlediği, yönettiği ve denetlediği demokratik bir yaşam sistemi ortaya çıkar.
Sonuç olarak komün, yalnızca yerel bir örgütlenme modeli değil; demokratik modernitenin toplumsal, siyasal ve hukuksal sisteminin başlangıç noktasıdır. Demokratik toplum komünlerde şekillenir, demokratik siyaset komünlerde öğrenilir, demokratik hukuk komünlerde yaşam bulur. Bu nedenle komünü anlamak, yalnızca bir örgütlenme biçimini değil; yeni bir toplum modelini, yeni bir siyaset anlayışını ve yeni bir hukuk düzenini anlamak demektir.
Fuat Kav



